14 Şubat 2008 Perşembe

The Bucket List

Şimdiki nefret odağım; The bucket list. Artık özgün birşey çıkarma mevzusuna fena çakılmış Holivut sinemasının ne tür saçmalıklara imza attığını hepimiz gördük, yazdık, çizdik vs.

Uno su Due diye bir İtalyan filmi var, bilenler izleyenler vardır mutlaka. The Bucket List'ten bir yıl önce çekilmiş bu filmde bakın neler oluyor neler;

-- aşağısı ağır spoiler içerir, varsın olsun diyenler bi zahmet ctrl+A lütfen --

Uno su due başarılı, zengin, bencil, küstah vs vs bir avukatın beyninde tümör olduğunu öğrenmesi sonucu hastaneye yatmasıyla başlar. Hastanedeki oda arkadaşı, kendisiyle aynı sağlık probleminden mustarip fakat zıt karaktere sahip kamyon şoförü Giovanni'dir. Tanışır kaynaşırlar, olaylar gelişir. Filmin enteresan tarafı ise beyin tümörü yüzünden tanışan iki zıt karakterin normalde mümkün olmayacak arkadaşlığı, taraflardan birinin yıllardır kızıyla küs olması ve diğerinin bu sorunu çözmeye uğraşması gibi Bucket List'le major benzerliklerinin dışında, paraşütle atlama gibi birçok detayda da arak zillerinin ötmesine yol açan sahnelerle dolu olması. Bu filmin Bucket List'ten özellike nefret etmeme yol açan yönü ise Bucket List'in tam aksine, gayet güzel bir film olması. Ölümün eşiğine geldiğini öğrenmiş bir insanın önceliklerine, kavrayışına dair müthiş detaylarla dolu olması.

Bucket List ise ölümle yüzyüze geldiğini öğrenince kendini ninja kaplumağa zannetmeye başlayan iki ihtiyarın hikayesinden öteye gidemiyor, bu iki filmi peşpeşe izleyince.

Ulak

Ulağı gördüm, kalbimin karasını görmüşten beter oldum.

Belli ki böyle büyük bir hikaye çekmek istemiş Çağan Irmak, epik öğeler olsun istemiş, içinde Aragorn, Mithrandir rüzgarları estirmek istemiş, senfonilerle ilerlemek, finale crescendolarla ulaşmak istemiş ama eyvahlar olsun ki ancak şrek'le kıyaslanabilecek bir destansılık arzedebilmiş ortaya.

Filmin bence en ciddi sorunu, ne idüğünü bilememiş olması. Bir yandan çaktırmadan bugünkü vaziyete atıflarda bulunuyorum tavrı içinde - ama nedir ne değildir o atıflar hiçbirşey anlaşılmıyor - bir yandan da kendi akışında tutarlı bir hikaye olmak iddiasında, fakat o kadar iyi oyuncuyu kadrosunda barındırmasına rağmen de sürekli bir müsamere havasında ilerliyor. Müsamereden kastım, sanki çekilen bir sinema filmi değil de tiyatro oyunuymuşçasına yönetil(eme)miş bir hava var filmde. Aşırı teatral oyunculuklar da işin cabası. Hele ki dramatik bir durum arzetmesi gereken hortlak kardeşler var ki filmde, evlere şenlik.

Çağan Irmak'ın filmlerini daha önce hiç görmedim. Zevkine güvenebileceğim arkadaşlarımından da hakkında olumlu sözler duymuşluğum var ama keşke ilk tanışmamız böyle olmasaydı. Ama yine de filmi görmekte, yerinde tespit etmekte sonsuz faideler saklı tabii. Sadece çocuk oyuncuları görmek için bile izlenilebilir.